Kategorilerim>

Ana Sayfa Arsiv

Son Yazilar

BENİM KÖYÜMARKADAŞ17 AĞUSTOSKÜÇÜK ADAMDolunayBİR GÜZEL SEVDİMSENSİZ VE DE SESSİZSEN YOKSANKalemimden Dökülenler-3DOSTSABAH UYANDIĞIMDAMUSTAFA KEMAL (Atilla İLHAN)AŞKINA İNANANNE23 Nisan Size Neyi Hatırlatıyor?

Linklerim

Son Dakika Haberinternet HaberIsparta Haber32



DOST

Çok samimi iki dost ve arkadaşlardı. Fakat bir tanesi çok kurnaz, atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi. Bir gün kurnaz olan arkadaş, diğer arkadaşının yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok beğendiğini ve kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez. Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardır ki arkadaşına hayır diyemez, Nişanlısının arkadaşıyla evlenmesine razı olur.

Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir... (Ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek) arkadaşının iş yerine gider ve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadaşına kızamaz. Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar

Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır. Saf adam artık zengindir. Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir. Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı kadın çok aç olduğunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur, kimsesi olmadığını öğrendiği kadına; kendisinin de yalnız olduğunu söyler ve bu evde birlikte yaşayalım sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın der, yaşlı kadın hiç düşünmeden kabul eder. Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendine uygun bir kız bulup evlenmesini söyler, Bizimki böyle bir kızı nasıl bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler. Yaşlı kadın ona uygun bir kız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler. Görüşmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır. Bizimkisi kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır... Biraz da geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir. Düğün günü gelir çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek isteğiyle mikrofonu alır ve başlar yasadıklarını anlatmaya; Eskiden çok sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim. Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim. İşlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. Çok üzüldüm, ama yinede arkadaşıma kızmıyorum. Çünkü biz gerçek dosttuk. Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha fazla dayanamaz mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya; Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı. İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana verdi.

Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi. Nişanlısını istememin nedeni o kadın hayat kadınıydı arkadaşıma layık değildi. Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından bu şekilde kurtardım. İşleri bozulduğunda gelip benden iş istedi, Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden iş vermedim. Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi. Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim. Şu anda evlenmekte olduğu kişi de benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim.

Herşey senin içindi...

İnsan dostu için yaptıklarını mecbur kalmadıkça açıklamaz.
Tüm yakınlık duyduklarınıza birde bu gözle bakın...
Siz farketmeden sizin için kim bilir neler yaptılar.

[sadece sizin için]

10.6.2009 | Kategori: HiKAYELER | Yorum (1) Yorum yaz! Kalici Baglanti


ÇOCUKLARIMIZLA RANDEVU

Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı:

"Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?"

"Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum."

Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu.

Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu.

Her şey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda.

Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu.

Nerelere gitsindi? Annesi kapattı telefonu.

Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu.

Koşarak yanına gitti.

"Sana yardım edeyim mi?" dedi en sevimli halini takınarak.

Annesi manalı manalı baktı.

"Hayırdır. Bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uğraşmayayım.

Çok yorgunum zaten."

Yorgunluk nasıl bir şeydi.

Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi

oyuncağı yavaşça elinden alır  "Nasıl yorulmuş yavrucak.

Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni" diyerek alnına

bir öpücük konduruverirdi. Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer,

ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.

"Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın.

Anneannem öyle söylüyor."

"Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum."

Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum.

Yorgun olduğumdan. Böyle yorgun yorgunken...

"Anneciğim sen yorulma diye..."

"Yemekte konuşuruz çocuğum.

Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım.

Hadi sen oyna biraz."

"Hani siz yoruluyorsunuz ya..."

"Eeee...."

"Ben de oynamaktan yoruluyorum."

"Ne yapayım?"

"Bilmem..."

Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler,

yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden.

Annesi öfkeyle söylenmeye başladı. "Mum da yok" diye diye

karıştırdı dolapları el yordamı. Çocuk sırtüstü yatıp,

anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında

deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki

aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki elini

birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak

tavşan kafası yaptı. "bak deli tavşan" diyerek parmaklarını oynattı.

Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı.

Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla, kuşlarla konuştu.

Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların

açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.

Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğun hiç konuşmadığını

akıl etti birden. Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına

doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara

baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini.

Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.

Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına

"İşin bitince beni sever misin anne?" dedi.

Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı. 

Sizin randevunuz ne zaman?

4.5.2008 | Kategori: HiKAYELER | Yorum (6) Yorum yaz! Kalici Baglanti


KÜÇÜK İTFAİYECİ

Annesi, altı yaşındaki lösemiyle savaşan Bora’ya bakarken dalıp gitmişti.

Kalbi, acı içinde olmasına rağmen, kararlılık duygusunun da etkisini hissediyordu.

Doktorlar Bora’nın yaklaşık bir aylık ömrü kaldığını söylemişlerdi.

Her ebeveyn gibi o da oğlunun büyümesini ve umutlarını gerçekleştirmesini isterdi.

Ama bu, artık gerçekleşmeyecekti. Löseminin buna fırsat tanıması olası değildi.

Oysa o oğlunun hayallerinin gerçekleşmesini istiyordu.

"Bora! Büyüyünce ne olmak istediğini hiç düşündün mü? " diye sordu.

"Anneciğim, ben büyüyünce hep İTFAİYECİ olmak istedim."

Annesinin içi burkuldu, ama gülümsedi...

“Bora’nın dileğini gerçekleştirebilir miyim acaba?"

diye düşündü. Ertesi gün, Ankara'daki İtfaiye Müdürlüğüne gitti…

Ve orada yüreği en az Ankara kadar büyük itfaiyeciler ile tanıştı.

Onlara oğlunun son isteğinden söz etti…

Ve oğlunun itfaiye arabasıyla şehirde küçük bir tur atmasının

mümkün olup olamayacağını sordu. İtfaiye Müdürü; "Bundan daha iyisini de yapabiliriz.

Eğer oğlunuzu Çarşamba sabahı saat sekizde hazır ederseniz,

onu o gün şeref konuğu yapar, itfaiyeci kimliğine büründürürüz.”

“Bizimle itfaiye müdürlüğüne gelir, bizimle yemek yer, yangın söndürmeye gelir.”

“Hatta, bize Bora’nın ölçülerini verirseniz, ona üzerinde Ankara itfaiyesinin

ambleminin olduğu gerçek bir itfaiyeci kostümü diktirir, lastik botları ısmarlarız.

Hepsi Ankara’da üretiliyor." dedi. Üç gün sonra, bir itfaiyeci Bora’yı aldı,

ona elbisesini giydirdi, ve hasta yatağından itfaiye arabasına kadar eşlik etti.

Bora, itfaiye arabasına kuruldu… İtfaiye Müdürlüğüne doğru yol almaya başladılar.
Kendini çok mutlu hissediyor ve içi içine sığmıyordu.
O gün Ankara'da

tam üç yangın ihbarı olmuştu. Bora değişik itfaiye arabalarına,

hatta İtfaiye Müdürünün resmî arabasına da binmişti.
Yerel televizyonlar da onu izleyip, çektiler.
Hayallerinin gerçekleşmesi, 

gösterilen sevgi ve ilgi, Bora’ya, o kadar moral vermiş, onu o kadar etkilemişti ki;

Doktorların verdiği süre tam altı ay aşılmıştı. Ancak bir gece Bora’nın

bütün yaşam belirtileri, dramatik bir şekilde yok olmaya başladı.

Hiç kimsenin yalnız ölmemesi gerektiğine inanan başhemşire,

aile bireylerini hastaneye çağırdı. Daha sonra Bora’nın itfaiyede geçirdiği

en mutlu gününü hatırladı. İtfaiye Müdürlüğüne telefon açıp,

“Bora’nın bu dünyaya veda ederken yanında, özel kıyafetleri içinde

bir itfaiyecinin bulunması mümkün mü?” diye sordu. İtfaiye Müdürü,

Küçük İtfaiyecinin son anlarını yaşadığını duyunca göz yaşlarına engel olamadı.

Titrek bir sesle: “Elbette dedi. Hatta bundan daha iyisini de yapabiliriz.

Beş dakika içinde oradayız.”  “Ancak; Sirenlerin çaldığını duyduğunuzda,

paniğe yol açılmaması adına yangın olmadığını…”

“Sadece itfaiyecilerin önemli bir meslektaşlarını ! ziyarete geldikleri

anonsunu yapar mısınız?”

“Ve lütfen sirenleri duyduğunuzda Bora’nın odasının penceresini açınız"

diye yanıtladı. Yaklaşık beş dakika sonra siren sesiyle birlikte Hastaneye çengel ve

merdiven taşıyan itfaiye arabası geldi. İtfaiyeciler merdiveni açtılar ve Bora’nın

5.kattaki odasına doğru yaklaştılar. Tam on dört itfaiyeci Bora’nın odasına girdiler.

Annesinin izniyle onu kucakladılar. Ve ona; “onu ne kadar sevdiklerini” söylediler.

Ölümle pençelesen Bora, İtfaiye Müdürüne baktı ve;

"Efendim, ben simdi gerçekten itfaiyeci miyim?" diye sordu.

Gözyaşlarını belli etmemeye çalışarak:

"Bundan şüphen mi var Bora?“ diye yanıtladı müdür.

Bu kelimelerden sonra, Bora gülümsedi ve; Gözlerini sonsuza dek kapattı.

 

Belki farkında değilsiniz, Belki unuttunuz,

Belki de, hep günlük işlerin arasında boğuluyorsunuz;

Ama bilin ki ; HAYAT; ASLINDA, SEVGİ VE UMUT DAĞITMAKTIR.

 

Varsayalım bir arkadaşınızın Küçük İtfaiyeci Bora gibi

bir aylık ömrünün kaldığını öğrendiniz…

Onunla kavga eder misiniz?

Eşyalarına zarar verir misiniz?

Alay eder misiniz?

Kıskanır mısınız?

Şikayet eder misiniz?

Bir şeyini çalmaya yeltenir misiniz?

Canını acıtmaya kıyabilir misiniz?

Kısacası onu kıracak en küçük bir söz veya davranışta bulunabilir misiniz?

Cevabınız

HAYIR değil mi?

 

Varsayalım hem çok sevdiğiniz, hem de bir türlü anlaşamadığınız kardeşinizin

Küçük İtfaiyeci Bora gibi bir aylık ömrünün kaldığını öğrendiniz…

Onunla kavga eder misiniz?

Onu kıskanır mısınız?

Alay eder misiniz?

Onu annenize babanıza şikayet eder misiniz?

Hakkını yemeye yeltenir misiniz?

Canını acıtmaya kıyabilir misiniz?

Kısacası onu kıracak en küçük bir söz veya davranışta bulunabilir misiniz?

Cevabınız

HAYIR değil mi?

 

Varsayalım bir Öğretmeninizin Küçük İtfaiyeci Bora gibi

bir aylık ömrünün kaldığını öğrendiniz…

Ona saygısızlık eder misiniz?

Sözlerini dinlemezlik eder misiniz?

Derslerinde tembellik eder misiniz?

Üzmeye kıyabilir misiniz?

Kısacası onu kıracak en küçük bir söz veya davranışta bulunabilir misiniz?

Cevabınız

HAYIR değil mi?

 

Şimdi yüreğinizi sızlatacak varsayım;

 

Varsayalım Canınızdan çok sevdiğiniz Anneciğinizin, 

Evinizin direği Babacığınızın,Küçük İtfaiyeci Bora

gibi bir aylık ömrünün kaldığını öğrendiniz…

Onlara saygısızlık eder misiniz?

Sözlerini dinlemezlik eder misiniz?

İstekleri olduğunda tembellik eder misiniz?

Onların okuldan veya çevreden sizi şikayet eden sözler işitmesini ister misiniz?

Onları üzmeye kıyabilir misiniz?

Kısacası onları kıracak en küçük bir söz veya davranışta bulunabilir misiniz?

Cevabınız

HAYIR değil mi?

 

Bu sorulara hayır cevabını vermek için, sevdiklerinizin bir aylık
zamanının kalmasını beklemeyin!!!

 

SEVGİ VE UMUT DAĞITMAK
İÇİN GEÇ KALMAYIN !!!

 

Çünkü
sevdiklerinizin
ve sizin
ne kadar zamanınız kaldı bilmiyorsunuz !!!

 

O ZAMAN, BUGÜNDEN TEZİ YOK, SEVDİKLERİNİZİN KIYMETİNİ
DAHA İYİ BİLİN !!!

VE GERÇEK SEVGİNİZİ ORTAYA KOYUN !!!

13.4.2008 | Kategori: HiKAYELER | Yorum (3) Yorum yaz! Kalici Baglanti




<<Önceki Sayfa
|1/2|